Merhaba,
ben RUMÉG
Hayatımın büyük bölümünü ne olacağımı düşünerek geçirdim.
Sonra bir gün, ne olmak istediğimden çok nasıl yaşamak istediğimi merak etmeye başladım.
Moda hep oradaydı.
Resim de.
Heykel de.
Kadınlar, kumaşlar, bedenler, renkler, formlar, hikâyeler…
Bir şeyi olduğu hâliyle bırakmayıp ona başka bir ihtimal verme isteği de.
Belki bütün mesele buydu.
Ben de kendime bunu yaptım.
Yıllar içinde fikrimi değiştirdim, şehir değiştirdim, yön değiştirdim.
Bazen her şeye yeniden başladım.
Ve tuhaf biçimde, her defasında biraz daha kendime benzedim.
Şimdi kusursuz bir başlangıç hikâyem yok.
Ama iyi bir hikâyenin tam ortasındayım.
Bir kadın.
Bir anne.
Bir tasarımcı.
Bir ressam.
Bir heykeltıraş.
Biraz hayalperest, biraz da başına buyruk.
Fazlasıyla aşk.
Fazlasıyla kendi.
Çünkü hiçbir zaman az hissetmeyi beceremedim.
Ne hayatı, ne sanatı, ne de aşkı.
Belki de bu yüzden yaptığım her şeyde benden bir parça var.
RUMÉG de tam burada doğdu.
Yaşanmışlıkların, vazgeçişlerin, yeniden başlangıçların ve benden hiç ayrılmayan yaratma arzusunun içinden…
Köklerinde Balkanlar’dan gelen tanıdık bir esinti vardı. Hiçbir evrende dinmeyecek; sınırları aşan hikâyelerin, güçlü kadınların, göçlerin, hatıraların ve nesilden nesile taşınan zarafetin sesini taşıyan bir esinti…
Bazen insanın hayatına biri girer ve yalnızca kalbine değil, yaratıcılığının en saklı yerine de dokunur. Farkında olmadan bir düşüncenin yönünü değiştirir, henüz çizilmemiş bir siluetin ilk çizgisini bırakır.
RUMÉG’in ilk koleksiyonu da böyle bir izin ardından doğdu.
Bir konuşmanın içinde başlayan fikir, zamanla özgürlüğü bedeninde taşıyan oversize formlara dönüştü. Geniş omuzlarda cesareti, sınırlandırılmamış kesimlerde özgürlüğü, güçlü siluetlerde ise söylenmeden anlaşılmayı buldu.
O esinti benim ellerimde kumaşa, çizgiye ve forma dönüştü. Her koleksiyon, geçmişten bugüne ulaşan bir duygunun yeniden yorumlanışı oldu. Bazen bir siluetin keskinliğinde, bazen kumaşın hareketinde, bazen de yalnızca onu tanıyanın anlayabileceği küçük bir ayrıntıda kendini gösterdi.
Bazı ilhamların adı yazılmaz.
Çünkü zaten hikâyenin her yerindedir.
Böylece RUMÉG yalnızca bir marka olarak değil; bir karşılaşmanın bıraktığı izden, bir kadının ellerinde yeniden biçimlenen ve geçmişi unutmadan geleceğe yürüyen bir anlatı olarak doğdu.
Ve o esinti, hangi zamana ve hangi hayata savrulursak savrulalım, RUMÉG’in içinde daima yaşamaya devam edecek.
Ve önümde henüz
dokunmadığım çok fazla kumaş,
Çizmediğim çok fazla Siluet,
şekil vermediğim çok fazla form,
anlatmadığım çok fazla hikâye
ve yaşamadığım çok fazla hayat var.
Neyse…
Merhaba.
Sanırım artık tanışabiliriz. 🌟


